Wednesday, January 31, 1996

Refah Partisinin Başarısının Nedenleri ve Merkez Sağ Partilerin Geleceği Üzerine Düşünceler

***

Basınımızın büyük bölümü ne kadar küçümsemeye çalışırsa çalışsın 1995 seçimlerinde Refah Partisi’nin aldığı sonuç büyük bir başarıdır. Elli yıllık demokratik rejimimizin büyük bölümünde varlığını Demokrat Parti çizgisindeki partiler içerisinde bir azınlık kanadı olarak sürdürmüş, bundan on yıl önce yüzde altı-yedi civarında oy potansiyeline sahip olan bir partinin bugün seçimleri birinci sırada bitirmesi elbette ki Türk siyasi tarihinin önemli gelişmelerinden biri olarak anılmaya değerdir. Bugün Refah Partisi tek başına iktidarda değilse bunu Türk seçmeninin merkez sağ partilere olan sadakatine yada bugünkü sisteme bağlılığına bağlamak pek isabetli olmaz. Refah Partisi’nin başarısı henüz 1983 Anap'ını, 1965 AP'sini ya da 1950 DP'sini yakalayamamışsa bunun esas nedeni parti üst yönetiminin marjinal parti alışkanlıklarını bırakıp kitle partisi görüntüsüne kavuşamamasıdır. Refah Partisi son on yılda örgutlenme alanında gösterdiği başarıyı devam ettirirse ve de kadrolarını psikolojik olarak bir kitle partisi şeklinde iktidara gelme kavramına alıştırırsa rakiplerinin şaşkınlığı ve yeteneksizliğinin de yardımıyla tek başına iktidara oynaması kaçınılmazdır.

Diğer partilerin ve siyasetle ilgili bütün çevrelerin Refah Partisi’nin bu başarısından alacakları büyük dersler vardır. Refah Partisi olayını 'seçmene pirinç bulgur dağıtıp oy satın alıyorlar' gibi basit ve bayağı yorumlarla açıklamaya çalışan siyasetçiler bu kafa yapısını değiştirip olaya analitik olarak bakmayı öğrenmezlerse ileride de yenilgiden kurtulamayacaklardır. Basınımız da merkez sağ partilerin bir önceki seçime göre beşte bir oranında oy kaybederek yıllardır ilk defa yüzde ellinin altında oy aldığı bir seçimin hemen ertesi günü 'halk anayol dedi' şeklinde başlık atan gazetelerimizin de Türk siyasetini daha dikkatli değerlendirip akılcı yorumlar yapmaya başlamalarının zamanı gelmiş te geçiyor bile. Refah Partisi’nin yükseliş trendini anlayabilmek için önce bu partiyi diğer partilerden ayıran belli başlı noktaları gözden geçirmek gerekir:

1.Refah Partisi üyeleri fedakar ve çalışkandır. Yaz kış demeden, Türkiye’nin köyünde, şehrinde, doğusunda batısında gece gündüz mücadele veren tek parti Refah’tır. Refah Partisi sempatizanları disiplinli ve inançlıdır. Uzun vadeli hedeflere ulaşmak yolunda sabırla mücadeleye hazırdır. Kendilerine güvenleri yüksek, davalarına bağlılıkları tutku derecesindedir. Bu yüzden diğer partilerin üyelerinin motivasyon düzeyini Refah Partisi üyeleri düzeyine yükseltmeden ve uzun vadeli stratejiler geliştirmeden Refah Partisi’yle yarışmaları zordur. Seçim günü sandık başında bekleyecek görevli bulamayan partiler hangi yüzle seçmenden Türkiye’yi idare etmek için oy isteyebilirler?

2. Refah Partisi teknolojiyi yakından takip etmekte ve sonuna kadar yararlanmaktadır. Teknoloji derken sadece bilgisayar ve telekomünikasyon değil çağdaş siyaset bilimi ve propaganda teknikleri de göz önüne alınmalıdır. Dikkate değerdir ki üyelerinin kaydını ve seçmenlere ait her türlü istatistiği bilgisayarı etkin şekilde kullanarak tutan Refah Partisi’dir. İl, ilçe, mahalle, hatta apartman düzeyinde propaganda sorumlusu görevlendiren Refah Partisi’dir. Gurbetçi vatandaşlar arasında örgütlenmeyi ilk başaran Refah Partisi’dir. Seçmeninin küçük ihtiyaçlarını araştıran, bulan ve çözmeye yardımcı olan Refah Partisi’dir. Refah Partisi her an seçmenine yakın durmaya çalıştığı için seçim günü de potansiyel taraftarlarının büyük çoğunluğunu sandık başına çekebilmektedir.

3. Refah Partisi üyeleri gelecekte görmek istedikleri Türkiye’yi hayal edebiliyorlar. Gerçekçi olsun olmasın, mantıklı olsun olmasın, çağdaş olsun olmasın, gitmek istedikleri bir yön, varmak istedikleri bir hedef var. Büyük bilim adama Albert Einstein'in da dediği gibi 'düş kurma yeteneği tarihin şekillenmesinde bilgiden ve güçten daha önemlidir'. Bugün hayal kurmasını bilen Refah Partisi belirlediği yolda sabırla yürürse er yada geç projesini yürürlüğe koyma imkanı da bulacaktır. Refah Partisi’nin söylemine katılmayanların bu partiye sadece icraat alanında değil düş alanında da rakip olabilecek duruma gelmeleri gerekir.

4. 'Milli Görüş' yöneticileri örgütleri içerisinde militan, entellektüel ve oportunist grupları denge içerisinde tutmakta merkez sağ ve merkez soldan daha başarılılar. Hem merkez sağ hem de merkez sol kişisel çekişmeler nedeniyle parça parça olurken Refah Partisi hem örgüt içinde hem de sivil toplum içinde taraftarlarının bütünlüğünü korumakta başarılıdır. Pek çok konuda birbirinden ayrı düşüncelere sahip insanları sadece biriki belli başlı ortak nokta çevresinde bir araya getirebilmek siyasette başarının anahtarıdır. Hatırlayalım ki 1983'te Turgut Özal da siyasi yelpazenin her yönünden gelen insanları serbest ekonomik düzen ve bireycilik söylemi çevresinde kenetlemişti. Bugün de Refah Partisi toplumcu yada bireyci, kapitalist yada sosyalist, milliyetçi yada enternasyonalist, entellektüel yada demagog, Türk yada Kürt pek çok grubu din ekseni etrafında bir araya topluyor. Türkiye’nin geri kalanı arasında var olan fikir ayrılıkları Refah Partisi içinde de mevcutsa da bir arada tutunabilmektedir.

5. Refah Partililer münazara teknikleri yönünden başarılıdırlar. Televizyonun siyasette en büyük güç haline geldiği günümüzde sinirlerine hakim olarak ve de tartıştığı konuları iyi çalışmış olarak izleyici önüne çıkmanın avantajı tartışılamaz. Refah partililerle diğer parti temsilcileri televizyon ekranlarında karşı karşıya geldiklerinde özellikle merkez sağ partilerin üyelerinde büyük bir bilgi ve beceri eksikliği göze çarpıyor. Bunun sebebini de herhalde merkez sağ partilerin öteden beri süregelen entellektüel tembelliğinde aramak gerekiyor.

Özetlemek gerekirse, bugün Refah Partisi’nin oylarının artmakta olmasının en önemli sebebi merkez sağ partilerde siyasi mücadele teknikleri konusundaki bilgi ve beceri eksiğidir. Bin dokuzyuz altmış ve yetmişli yıllarda soldan gelen entellektüel atağa fikir gücü yerine sopa gücü ile karşılık veren merkez sağ partiler bugün bunun acısını çekmeye mahkumdurlar. Refah Partililer televizyon tartışmalarında cumhuriyet yönetimini Türkiye’yi bir kimlik bunalımına itmekle itham edince merkez sağ parti temsilcileri neden karşılık veremiyorlar? Çünkü büyük bir ihtimalle Fatih Sultan Mehmet ile Yıldırım Beyazıt’ın da doğu ile batı, Avrupa ile Asya arasında bocaladığını bilmiyorlar. Refah Partililer Osmanlı İmparatorluğu’nun cumhuriyetten daha başarılı olduğunu iddia ettiklerinde Anadolu’nun bu yüzyılın başındaki içler acısı, baştan başa sefalet ve çaresizlikle örülü durumunun Osmanlı Devleti’nin iktisadi tercihlerinin sonucu olduğunu anlatamıyorlar. Dini siyasete alet eden ve etmeyen ülkeler arasındaki gelişme farklarını araştırıp halkın dikkatine sunamadıkları için 'adil düzen' söylemi hala ortada durmaktadır. Yüzyılın başından beri görüşlerine tartışma masasında karşılık veremedikleri sol yada liberal görüşlü aydınları üniversitelerden kovarak, meclisin ortasında döverek, maddi olanaklarını ellerinden alarak yada sürgüne göndererek pasifize eden muhafazakar (askeri rejimler de dahil olmak üzere) gruplar günümüzün farklı dünya koşulları vede Türkiye’nin siyasi olgunluğunun artması nedeniyle aynı taktığı Refah Partisi’ne karşı kullanamamaktadır.

Refah Partisi ideolojik bakımdan yirmi yıl öncesinin sol hareketi kadar güçlü değildir, ama vatandaşın nabzını tutma, teknoloji kullanımı, maddi güç, organizasyon ve demagoji kapasitesi bakımından merkez sağ partilere ağır basmaktadır. Bugün merkez sağ partiler Refah Partisi’ni demagoji yapmak, rasyonel olmamak ve mantık dışı öneriler yapmakla suçlamaktadır. Bu itham büyük ölçüde doğrudur, fakat merkez sağ partilerin bu atağa cevap vermede yetersiz kalışları dikkat çekicidir. Madem ki sağ partiler Refah Partisi’nin söylemini mantıksız buluyorlar, neden onu münazara ortamında çürütemiyorlar? Bunun iki sebebi vardır. Birincisi daha önce de belirttiğimiz gibi merkez sağ görüşlü politikacıların çoğunluğundaki bilgi eksikliği, kültür sığlığı ve entellektüel tembelliktir. İkincisi de bu partilerin büyük bölümünü iktidarda geçirdikleri son otuz yıl boyunca seçmenlerini merkez sağ felsefenin inceliklerini ve avantajlarını algılayacak biçimde eğitememiş olmalarıdır.

Yeri gelmişken kuvvetle vurgulamak gerekir ki merkez sağ partilerin entellektüel zaafı tamamen Türkiye’ye özgü bir fenomendir. Yoksa tam aksine dünyada bin dokuzyüz seksenli ve doksanlı yıllarda liberal ve muhafazakar sağ düşüncede büyük atılımlar yapılmıştır. Gerek İngiliz Muhafazakar Partisi, gerek Alman Hristiyan Demokrat Partisi, gerekse Amerikan Cumhuriyetçi Partisi ideolojik yapılarını sağlamlaştırdılar ve halka kabul ettirdiler. Tabii bu büyük ölçüde bu ülke halklarının iktisat bilgisi düzeyinin artırılmasıyla mümkün oldu. Okullara zorunlu din dersi koyup felsefe dersini kaldıran, ekonomi ve modern siyaset bilimi eğitimi yerine ÖYS'ye hazırlık testleri çözülmesine ağırlık veren, tarih dersini 1938'den öncesi ile sınırlayan bir eğitim sistemi bugün merkez sağ partileri hüsrana götürüyor. Zorunlu eğitimi sekiz yıla çıkarmayan ve meslek lisesi yerine Kur’an kursu ve İmam Hatip Lisesi açan merkez sağ partiler bugün ektiklerini biçiyorlar.

Bugün merkez sağ partilerin kendilerini Refah Partisi’nden farklılıklarını halka kanıtlayabilmeleri için vitrin tazelemeleri yetmez. Kapsamlı bir reform vakti gelmiştir. Bir siyasi görüşün toplam oy oranı on yılda yüzde 55'ten yüzde 39'a inmişse bunu zafer gibi göstermeye çalışmanın bir anlamı yoktur. İttifak içinde oldukları gazetelere 'halk anayol dedi' gibi ne gerçeklerle nede konunun özüyle hiçbir ilgisi olmayan manşetler atmakla uzun vadeli başarılar elde edilemeyeceğini artık Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi yetkililerinin içlerine sindirmeleri gereklidir. Bu iki partinin en kısa zamanda kendileri dışında kalan merkez sağ unsurları da içlerine alarak birleşmesi ve oluşacak yeni partinin kendisini liberal bir çizgide yeniden yapılanması gerekmektedir. Milliyetçi ve otoriter idare yana olanların Milliyetçi Hareket Partisi’nde, Türkiye’de İslami kimliği ön plana çıkarmak isteyenlerin de Refah Partisi’nde buluşmaları teşvik edilmelidir. Bugün merkez sağ partilerin önemli bir karar vermesi gerekiyor. Laiklik prensibine bağlı, dini siyasetten uzak tutan, rasyonel, piyasa ekonomisi ve serbest siyasi düzeni savunan bir çizgiye mi gelecekler, yoksa ne doğulu ne de batılı olabilen, ikiyüzlü ve günü kurtarmaya yönelik politikalarla mı vakit harcayacaklar? Bugün Erbakan hocanın çok çok haklı olduğu bir nokta vardır, o da merkez sağ partilerin taklitçi ve samimiyetsiz olduğudur. Bir yandan AT üyesi ülkelerin liberal partilerini özenme, öte yandan da Refah Partisi’nin tabanına şirin görünmeye çalışma olarak özetlenebilecek bu taktiğin başarısızlığa mahkum olduğu 25 Aralık sabahı açıkça anlaşılmıştır. Türkiye’yi Ortadoğu ve İslam dünyasının bir parçası olarak görmek isteyen seçmen kesimi gerçekten de aslı varken taklidine yüz vermiyor. Refah Partisi ortada dururken, ve hele iktidar alternatifi olma konumuna gelmişken bu seçmenlerin merkez sağa yanaşması beklenmemelidir. Bu gerçek, Anavatan Partisi’nin Büyük Birlik Partisi ve tarikat takviyesine rağmen Doğru Yol Partisi’ne üstünlük sağlayamamasından da açıkça anlaşılmıştır. Yine vurgulayalım ki merkez sağ partiler bu tutarsız politikalarını sürdürdükce, Refah Partisi’ne yardım etmektedirler. Ayıp olan (yada Atatürk Türkiyesine yaraşmayan) bir insanın Atatürkçü felsefeye inanmaması değildir. Çoğulcu bir ülkede yaşıyorsak, katılmasak ta zora basvurmadiği sürece her insanın fikrine saygı göstermek görevimizdir. Esas ayıp olan ve Atatürk inkılabına saygısızlık olarak değerlendirilmesi gereken, batılı görünüp te perde arkasında şeriat düzeni istediğini açık açık ilan edenlere destek olmaktır. Avrupa topluluğuna tam üyelik için başvururken zorunlu eğitimi sekiz yıla çıkarmayı reddetmektir. DEP milletvekillerini tekme tokat meclisten atarken Irak’ta Barzani ve Talabani’ye destek olmaktır. Meslek liselerinin sayısını ve kalitesini artırmak yerine gece gündüz imam hatip lisesi açmaktır. Anayasada evrensel insan hakları prensiplerine aykırı maddeleri değiştirmeyi reddederken 1924 Tevhid-i Tedrisat kanununu mutemadiyen deldirmektir. Yüzbinlerce gencimizi anlaşılmaz bir savaşa sürerken milyonlarca gurbetçimizin Avrupa’daki serbest dolaşım hakkına sahip çıkmamaktır.

Bugün merkez sağ partilerin önünde (eğer varlıklarını sürdürmek ve Türkiye’de uzun vadeli bir iktidar alerrnatifi olmayı planlıyorlarsa) tek bir yol kalmıştır. Birleşmek ve ideolojilerini belirlemek. DYP ve Anap kişisel çekişmelerle vakit kaybetmek yerine felsefi doğrultularını ve icraat planlarını ortaya koymak durumundadırlar. 'Merkez sağ' olarak adlandırdığımız siyasi görüşe mensup olmak içinde hürriyet, serbest piyasa ekonomisi, özelleştirme, vatan, millet ve vicdan özgürlüğü deyimlerinin bol bol kullanıldığı nutuklar yazmak ve memleketi tanımı bile tam yapılamayan muhtelif düşmanlardan (bölücülük, batı, doğu, komünizm, anarşi, şeriat) koruyacağını ilan etmekten ibaret olmamalıdır. 'Merkez sağ' demek son iki yüz yıldır dünyanın her köşesinden çıkmış liberal filozofların özenle kurduğu toplum modeline inanmaktır. Son elli yıldır kapitalist dünyanın akademisyen, siyasetçi, işadamı ve bürokratlarının el birliğiyle, tartışarak, araştırarak, deneyerek oluşturduğu ekonomik modeli kavramaktır. Bu modellerin bugünkü Türkiye şartlarına uyan ve uymayan yönlerini tespit etmek, uyan yönlerinin hayatiyete geçirilmesi için yabancı ülkelerden örnek almak ve uymayan yönlerinin yerine konacak alternatifleri yaratmaktır. Yani kısacası toplumcu (sol) modele karşı bireyci bir alternatif koymaktır. Bu da çalışkan, bilgili, disiplinli ve üretken olmayı gerektirir.

Yazımı bitirirken inandıkları davayı fedakarca savundukları için Refah Partililere saygı duyduğumu ifade etmek istiyorum. Ancak kendilerini Türkiye için hayal ettiklerinin gerçeklere uygun olup olmadığını irdelemeye ve iktidar olurlarsa uygulayacakları politikaları halk önünde açıklıkla ortaya koymaya davet ediyorum. Merkez sağ ve merkez sol partilerinin de akıllarını başlarına toplamalarını temenni ediyorum. Umarız ki 25 Aralık seçimi Turk merkez sağ ve soluna ders olsun ve siyasetçilerimiz kısır çekişmeler yerine yapıcı politika yapmaya ve rasyonel çözümler üretmeye yönelsinler. Son birkaç yılki siyasi sahnemiz 1970'lerin, hatta 1910'ların acı günlerinden hiç ders almamış olduğumuz görüntüsünü çiziyor. Bu utanç verici bir durumdur, çünkü Türkiyemiz çok daha iyisine layıktır. Kimsenin memleketimizi o karanlık günlere geri göturmeye hakkı yoktur.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home