Tuesday, September 03, 2002

Ekonomide Doğruları Söylemeye Başlamak

***

Doğruları söylemek zordur. Özellikle de geçmişte yapılan hatalar önemli zararlara yol açmışsa.

Türkiye'de ekonomi ve siyaset alanında son on yıldır ciddi bir tarışma ortamının yerini bir tiyatro oyunu almıştır. Piyasaların günlük iniş ve çıkışlarına odaklanmış olan bankacılık sektörü, sermaye piyasası oyuncuları, bürokrasi, siyaset ve medya serbest piyasa ekonomisinin işleyişi ve temel kuralları hakkında yeterince bilgilendirilmemiş olan toplumumuzun kafasını gereksiz yere karıştırmaktadır.

Türkiye 1923-80 döneminde karma ekonomi altında yıllık ortalama yüzde 5.5 büyüme sağlamıştır. Serbest piyasa ekonomisi altında geçtiği iddia edilen 1980-2002 yılları arasında ise ortalama büyüme hızı yüzde 3.5'a inmiştir. Dünyanın diğer yörelerinde ise karma ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçen ülkelerin hemen hepsinde uzun vadeli büyüme hızı artmıştır. Demek ki, sorun serbest piyasa modelinde değil Türkiye'deki uygulamadadır.

Eğer kalkınma hızımızı arzu ettiğimiz seviyelere tekrar ulaştırmak istiyorsak ekonomi politikalarımızda ciddi bir zihniyet değişimini gerçekleştirmemiz gerektiği açıktır. Doğru bir tedavi için işe doğru teşhisten başlamak gerekir. Aslında Türkiye'nin ekonomik problemleri çok da karmaşık değildir. Ancak şu anki durumu bütün açıklığıyla, dürüst olarak analiz etmek gerekmektedir. Bunun ardından da ekonomi biliminin son iki yüz yıllık birikiminden yararlanarak çözümler geliştirmek mümkün olacaktır.

Ekonomi biliminin son iki yüz yıllık birikiminden ne gibi dersler çıkarabiliriz? Tecrübelerle desteklenen on temel doğru ile başlayabiliriz:

1. Doğru: Kalkınma bir kaynak sorunu değil bir tasarım sorunudur
2. Doğru: Hızlı kalkınmanın en temel şartı hukuk düzenidir
3. Doğru: Hızlı kalkınmanın ikinci şartı insan kaynağının doğru kullanılmasıdır. Bir ülke için en temel amaç ne olursa olsun en hızlı sonuç en nitelikli insan kaynağı seçilen amaca yönlendirmektir
4. Doğru: Demokratik serbest piyasa ekonomileri uzun vadede otoriter rejimlerden daha başarılı olurlar, zira insan kaynağının hepsinin birbirlerine engel olmadan paralel olarak çalışmasına imkan tanırlar.
5. Doğru: Devlet her zaman doğru yapmaz
6. Doğru: Devlet büyüme hızını artıramaz, sadece büyümenin önündeki engelleri ortadan kaldırabilir
7. Doğru: Faktör piyasaları ile mal ve hizmet piyasalarının çok farklı dinamikleri vardır
8. Doğru: Olması istenen bir gelişme olmuyorsa bunu teşviklerle sağlamaya çalışmak beklenen faydayı getirmez
9. Doğru: Borcu çok olan bir ülkenin para politikası olamaz
10. Doğru: Türkiye’de bankacılık sistemi, bono piyasası ve borsa esasen değil sadece şeklen vardır

Şimdi bu doğruların üzerinden tek tek geçelim:

1. Doğru: Kalkınma bir kaynak sorunu değil bir tasarım sorunudur

Son elli yılda en hızlı ve en yavaş kalkınmış olan ülkelere baktığımızda dönem başındaki kaynakların açıklayıcı rolünün çok düşük olduğunu, esas parametrenin izlenen model olduğunu görüyoruz. Ekonomik gelişmenin temeli teknolojik gelişimdir. Teknik analizler dünyada son yüz yıldaki büyümenin büyük bölümünün verimlilik artışından kaymaklandığını göstermektedir. Aynı kaynaklar ile daha fazla üretim yapmak esastır. Bu yaklaşım herhangi bir işletmeden ülke geneline uyarlanabilir. Büyümenin en temel şartı verimlilik artışı olduğu için ne kadar kaynakla yola çıkıldığı değil bunların nasıl kullanıldığı önem taşır.

2. Doğru: Hızlı ekonomik büyümenin en temel kaynağı hukuk düzenidir

Ekonomik büyümenin temeli, aynı kaynaklarla daha çok üretim yapmaktır. Bu da ancak yeni metodlar uygulayarak yapılabilir. Bu metodlar uygulayıcı tarafından geliştirilebilir ya da başka yerlerdeki örneklerden öğrenilebilir. Ancak üretim metodlarında değişiklik yapmak kolay değildir. Bu yola çıkan bir insan ya da kurum maddi ve manevi ciddi fedakarlıklar yapmak zorundadır. Bu fedakarlıkları yaptıktan sonra hakkını alamayabileceğinden endişelenen bir insan ya da kurum gerekli çabayı göstermez. İşte bu nedenle hızlı ekonomik büyümenin temeli hukuk düzenidir.

3. Doğru: Hızlı ekonomik büyümenin ikinci temel kaynağı insan kaynağının doğru kullanılmasıdır

1950'den beri gelişen kalkınma teorileri göstermektedir ki kalkınmanın en önemli faktörü sermaye birikimi değil teknoloji kullanımıdır. Teknoloji kullanımı ise üretim kararlarını veren yönetici insan gücüne bağlıdır. Teknoloji kullanımının artmasının yolu kullanıcının kalitesinin artmasıdır. Bir ülkede insan gücünün kalitesi kısa vadede artırmak mümkün değildir. Bu yönde önemli gelişmeler ancak uzun vadede ve tutarlı eğitim ve istihdam politikaları uygulanması ile sağlanabilir.

4. Doğru: Demokratik serbest piyasa ekonomileri uzun vadede otoriter rejimlerden daha başarılı olurlar, zira insan kaynağının hepsinin birbirlerine engel olmadan paralel olarak çalışmasına imkan tanırlar.

Ekonomik gelişmenin en önemli belirleyici faktörü teknolojik gelişmedir. Teknolojik gelişmenin itici gücü de girişimciliktir. Teknolojik gelişme, temelde üretim sürecinde bazı şeylerin farklı yapılması demektir. Her farklı adım ilk başta tek bir kişi ya da takım tarafından atılır. Eğer bir toplumda farklı düşünen az sayıda insan bazı adımları toplumun genelinin tercihinden farklı olarak atamazlarsa değişim momentumu azalır. Herkesin kendi düşüncesine göre farklılık yaratabildiği bir toplumda alternatifler paralel olarak denenebilir. Bu nedenle de teknolojinin ilerleme hızı, dolayısıyla ekonomik gelişme hızı artar.

5. Doğru: Devlet her zaman doğru yapmaz

Uzun vadeli stratejiler bir kişi veya kurumun daima doğruyu yapacağı varsayımı ile kurulamaz. En basit konularda bile denetim şarttır. Ekonomi alanında kuralları sürekli devletin bireylerden daha doğru karar vereceğinin varsayarak koymak ülkenin yeni fikirler ve metodlar üretme hızını azaltır. Devlete itiraz edilemeyen bir toplumda toplumun uzun vadeli bekası devlet gücünü elinde tutan küçük bir zümrenin keyfiyetine terkedilmiş olur. Çoğulculuk ve fikir hürriyeti sayesinde devletin yapabileceği yanlışlıkların etkisi azaltılmış olur.

6. Doğru: Devlet büyüme hızını artıramaz, sadece büyümenin önündeki engelleri ortadan kaldırabilir

Bir bitkinin büyümesini yakından takip eden herkes büyümenin nasıl bir süreç olduğu hakkında sağlıklı bir kanaat edinebilir. Büyümenin esası canlıların içinde gizlidir ve doğru ortam bulunduğunda kendiliğinden çıkar. Ekonomik büyüme de biyolojik büyümeden çok farklı değildir. Büyüme için gerekli şartlar girişimcinin içinde mevcuttur. Ancak ortam doğru olmazsa girişimcinin potansiteli gerçeğe dönüşemez. Devlet'in büyümeyi hızlandırma çabaları aynen elindeki bitkinin büyüme hızından memnun olmayan insanın bitkiyi sapından tutup çekiştirmesine benzer. Büyüme hızlanmaz - olsa olsa bitkinin gövdesi kopar.

7. Doğru: Faktör piyasaları ile mal ve hizmet piyasalarının çok farklı dinamikleri vardır.

Faktör piyasaları ile mal ve hizmet piyasaları arasındaki temel fark mal ve hizmet piyasalarında ürünler arası ikame imkanı çok genişken faktör piyasalarında girdilerin sabit olmasıdır. Örneğin, tüketiciler tereyağı yerine margarin tüketebilirler, ya da halk müziği konseri yerine sanat müziği konserine gidebilirler. Ancak ülkenin emek ve sermaye miktarı kısa vadede sabittir. Emek ve sermaye piyasalarında arz ve talebin dengelenmemesinin sonuçları çok daha ciddidir. Bu nedenle, devletin uzun vadede sermaye miktarı ve emek kalitesini artırmak, kısa vadede de emek ve sermayenin atıl kalmasını önlemek için politikalar geliştirmesi gerekebilir. Dünyanın bütün önde gelen kapitalist ülkelerinde kısa vadeli faizleri ve istihdam politikalarını devletin belirlemesi bu nedenledir.

8. Doğru: Olması istenen bir gelişme olmuyorsa bunu teşviklerle sağlamaya çalışmak beklenen faydayı getirmez

Teşvik kavramı temelde rüşvet kavramından çok farklı değildir. Çeşitli nedenlerle gerçekleşmeyen bir hedefin gerçekleşmesi için üste para vermeye teşvik denir. Bu üste para verme işi vergi indirimleri, ithalat/ihracat kolaylıkları ya da doğrudan mali yardım olarak yapılabilir, ancak sonuç değişmez. Ekonominin normal işleyişi içinde gerçekleşmeyecek olan bir ticari işlem devletin müdahale edip kaynak transfer etmesi nedeniyle gerçekleşir. Ancak teşviklerin ciddi bir maliyeti vardır. Genelde, ekonominin normal işleyişi içinde gerçekleşmeyen bir ticari işlem, ekonomik oyuncular kaynakları daha etkin şekilde değerlendirdiği için gerçekleşmiyordur. Devletten kaynak transferi yapılarak ekonomik oyuncuların kararlarının etkilenmesi ülkenin ekonomik dengesini bozabilir. Teşviklerden ziyade arzulanan ticari işlemin gerçekleşmesinin önündeki engelleri kaldırmak gerekir. Bütün olası ticari işlemleri kolaylaştıran müdahaleler (genel vergi veya faiz indirimleri, bürokrasinin azaltılması gibi) tercihi ekonomik oyunclulara bırakarak ekonominin genelinde bir optimizasyon yapılmasına imkan tanımaları nedeniyle teşviklerden daha yararlıdırlar.

9. Doğru: Borcu çok olan bir ülkenin para politikası olamaz

Para politikası, devletin para yaratma hakkını kullanarak ekonomiyi yönlendirme çabasıdır. Modern kapitalist ekonomilerde devletin para politikası yapma hakkı genelde bağımsız Merkez Bankaları tarafından fiyat istikrarını sağlama amacına yönelik olarak kullanılır. Para politikası, sistemdeki borç alanlar ve borç verenler arasındaki arz, talep ve fiyat dengesini etkiler. Ancak devlet borçları yüksek olan bir ülkede bu parasal dengelerde diğer faktörlere ağır basan bir faktör vardır: para piyasası yakın güçteki alıcı ve verici toplulukları arasında değil tek bir büyük alıcı ile pek çok verici arasındaki bir ilişkiyi içerir. Bu durumda Merkez Bankasının politikaları temelde diğer ekonomik oyunculardan ziyade devlet hazinesini etkiler. Aslında amaç bu değildir – para politikası kamu dışı sektörü kontrol etmek için kullanılan bir araçtır. Ancak büyük alıcının devlet olduğu bir ortamda para politikası kararları herkesten fazla devleti etkiler. Sonuçta bu tür ülkelerde yüksek reel faiz uygulayarak enflasyonu düşürme planı yüksek reel faiz daha ziyade kamu maliyesini zora soktuğu için başarılı olmaz.

Türkiye bu yönde ciddi bir sorunla karşı karşıyadır. Merkez Bankası bir süredir kısa vadeli faizleri yüzde 15-20 reel faiz yaratacak şekilde belirlemektedir. Büyüme hızının yüzde 5-7 arasında değiştiği bir ülkede sermayenin, özellikle de risksiz kısa vadeli yatırımların reel getirisinin yüzde 15-20 olması normal bir durum değildir. Yüzde 15-20 Türkiye’de sermayenin maliyeti olamaz. Olsa olsa kamudan, yani vergi mükellefinden kamunun kreditörlerine bir kaynak transferidir. Bu büyüklükte bir kaynak transferi birkaç bürokratın insiyatifinde yapılmamalıdır. Siyasi irade ya bu duruma müdahale etmeli, ya da yüzde 15-20 reel faizin sorumluluğunu almalıdır.

10. Doğru: Türkiye’de bankacılık sistemi, bono piyasası ve borsa esasen değil sadece şeklen vardır

Dünya bankacılık sistemi ve sermaye piyasası (bono ve hisse senedi piyasaları) dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin edindiği tecrübelerin üst üste konmasıyla oluşmuşlardır. Zorunluluktan doğmuşlardır - büyüyen kapitalizmin sermaye ihtiyacı bireysel girişimcilerin gücünü aşınca toplumsal tasarrufları yatırıma dönüştürmekte yeni yollar aranmıştır. Kısaca özetlemek gerekirse global mali piyasalar araç değil sonuçtur. Türkiye’de ise durum farklıdır. Bankacılık sistemi ve sermaye piyasası büyümekte olan üretici sektörün ihtiyaçlarına yanıt vermek için doğal olarak oluşmamış, devlet öncülüğünde ülkenin büyüme hızını artırma ümidiyle kurulmuşlardır. Dünya sermaye piyasalarında uzun vadeli yatırım yapan yatırımcılar bunu mecburiyetten yapmaktadırlar, zira kısa vadeli yatırımların reel faizi uzun vadede ortalama sıfır civarında olmuştur. Türkiye’de ise kısa vadeli faizler son on yıldır yüksek olduğu için uzun vadeli yatırım ihtiyacı doğmamıştır. Nihai yatırımcının getiri/risk dinamikleri uzun vadeli yatırıma uygun değildir. Bu dinamikler değişmeden sadece teşviklerle bir sermaye piyasası yaratmak mümkün değildir. Öte yandan bankacılık sistemi de devletin iç borç yönetimine yardımcı olan bir araç haline indirgenmiş, reel ekonomi ile bağları zayıflamıştır. Bankalar da ancak devletin borçlanmasını bankacılık sistemine dayanmadan yapabilecek hale gelmesi durumunda asli işlevlerine dönebileceklerdir.

Sonuç:

Ekonomik kalkınmanın sırrı bir ülkenin girişimci insan gücündedir. Ancak devletin girişimcilerin önünde engeller çıkarmaması gerekir. Devletin girişimcilerin önündeki engelleri kaldırmasının ilk adımı rasyonel ekonomi politikaları ortaya koymaktır. Rasyonel ekonomi politikalarının ilk adımı gerçeklerle yüzleşmektir. Bu çerçevede, Türkiye’de bir fark yaratmak için siyaset yapanların vatandaşlara doğruları söylemeye hazır olmalarında yarar vardır.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home