Monday, August 25, 1997

Kıbrıs'ta Federasyon Yanlıştır

***

1974’ten beri Kıbrıs’ta ne zaman nihai çözümden bahsedilse gündeme federasyon seçeneği gelir. Bir yandan Amerika Birleşik Devletleri, bir yandan Birleşmiş Milletler, bir yandan da Avrupa ülkeleri Türk ve Rum taraflarını son yirmi yıldır bir federasyon çatısı altında yeniden bir araya getirmeye uğraşırlar. Yıllardan beri görüşme masasına bir oturup bir kalkan Türk ve Rum tarafları da federasyon seçeneğine temelde sahip çıkar görünürler, ama nedense koşullarda bir türlü anlaşamazlar.

Kanımca yirmi yıldır federasyon hedefi ile yapılan görüşmelerin başarıya ulaşamamasının çok basit bir nedeni vardır: Adada bir federasyon kurulması akla ve mantığa aykırıdır. Adada federal bir çözümü tek çıkar yol olarak göstermek te işgüzarlıktan başka birşey değildir. Federal çözümün neden fayda getirm­eyeceğini anlamak için hukuk, iktisat yada tarih profesörü olmaya gerek yok­tur. İki temel soru sormak yeter: Neden ve nasıl.

Öncelikle ‘neden federasyon’ sorusu üzerinde duralım. Adada şimdiki durumun sorun, federasyonun da çözüm olarak nitelendirilmesi için federal bir devlet yapısının şimdiki düzenden daha iyi çalışacağına dair somut bulgular aranmalıdır. Dilerseniz adada şu andaki başlıca sorunlara federasyon perspektifinden bakalım: Federasyon ada ekonomisine yeni bir ivme mi kazandıra­cak? Federasyon Rum tarafının adanın tamamına kayıtsız şartsız hakim olma hedefinden vazgeçmesine mi yol açacak? Federasyon kurulunca KKTC vatan­daşları birdenbire kendilerini Kıbrıs Rumlarına Anadolu Türkleri’nden daha mı yakın hissedecek? Federasyon çatısı altında adadaki tartışmalı mülklerin paylaşımı mı kolaylaşacak? Federasyon idaresinde 1974-75’te nüfus mübadelesine tabi olanların durumunda birden iyileşme mi olacak? Federasyon kurulunca kayıplar listeleri ortadan mı kalkacak? Federasyon adada daha güzel yol, köprü, baraj mı yapacak?

Maalesef bu soruların hiçbirine evet yanıtını vermek mümkün değildir. Peki federasyon bu önemli konulardan hiçbirinde ilerleme sağlanmasına yardımcı olmayacaksa neden federasyon kutsal bir hedefmiş gibi davranılıyor?

İkinci olarak ta ‘nasıl bir federasyon’ sorusu üzerinde duralım. Kanımızca adada bir federasyon kurulması kesinlikle pratik değildir. Federasyon iki türlü kurulabilir - ya Türk ve Rum tarafları arasında tam eşitlik sağlanır, yada iki toplumun nüfuslarına göre temsili sağlanır. Eğer Türk ve Rum tarafları arasında eşitlik sağlanırsa yüzde yirmilik Türk toplumu bütün siyasi konularda yüzde seksenlik Rum toplumunun kararlarını veto etme hakkına sahip olmuş olur. Bu düzenleme sistemi felce uğratabilir. Nitekim 1960’lardaki ortak cumhuriyet denemesinde de bu tür bir yola başvurulmuş fakat sonuçta sistem tıkanmış ve Rum tarafı tıkanıklığı kuvvet kullanma yoluyla aşmaya karar vermiştir. Taraflar 1960’taki pozisyonlarını değiştirmediklerine göre 1960’larda başarılı olmayan bir düzenlemenin bugün mucizevi şekilde başarıya ulaşacağına inanmak kanımızca saflık olur. Hele hele zaman zaman gündeme getirilen dönüşümlü başkanlık ve devlet kurumlarında etnik kotalar gibi Dünya’da eşi benzeri görülmemiş uygulamalar da federal bir sistemin zayıflıklarını kapata­maz, bilakis daha da artırır.

Federasyon kurulmasında uygulanabilecek ikinci yöntemin başarı şansı da birincisinden daha fazla değildir. Eğer toplumlar arası eşitlik sağlanmazsa, baskın olan Rum tarafı kuralları yavaş yavaş kendi lehine değiştirir, devlet zaman içinde uniter bir devlete dönüşür. Kıbrıs Türkleri de adada Yunanistan yada Irak’ta olduğu gibi azınlık statüsüne düşerler. Adada 1964-74 arasındaki duruma dönülmüş olur. Türkiye ve KKTC’de hemen herkes 1974 harekatının haklılığını savunduğu ve 1964-74 dönemine dönmeye karşı çıktığı bir ortamda toplumlar arasında eşitlik sağlamayan bir federatif çözümün de yaşama şansı yoktur.

Açıkça görülmektedir ki Kıbrıs’ta federal çözüm ne ‘neden’ nede ‘nasıl’ sorularına tatminkar bir yanıt sunamamaktadır. Federal bir devlet toplumlar arası eşitlik sağlanıp sağlanmamasına bağlı olarak ya 1960-64 yada 1964-74 döne­mine kayması kuvvetle muhtemeldir. Kıbrıs’ta kurulacak bir federasyon da aynen Bosna’daki bugünkü durum gibi suni ve geçici bir çözüm olmaktan öteye geçemeyecektir. Gerçek şudur ki ne Türk, ne de Rum tarafının federasyondan kazanacağı hiçbir şey yoktur.

Dünya’nın diğer yörelerindeki örnekler de Kıbrıs’ta federal çözümü destekleyici mahiyette değildir. Federasyon ile idare edilen ülkelerin çoğunluğu old­ukça büyük ülkelerdir: ABD, Rusya, Almanya, Hindistan, Pakistan, Arjantin, Brezilya ve Meksika gibi. Federasyonlar ya aynı büyüklükte iki ülke yada hiç­biri ülkenin bütünü üzerinde egemen olmaya aday olamayacak irili ufaklı pekçok ülke arasında kurulur. Bir ülkenin kesin üstünlüğü çerçevesinde kuru­lan federasyonların uniter devletlerden farkı kağıt üzerinde kalır. Bu nedenle de nüfusu altı yüz bin, kişi başına milli geliri de oniki bin dolar olan Kıbrıs Rum devletinin, nüfusu yüzelli bin, kişi başına milli geliri de üçbin dolar olan KKTC ile ikisinden başka üyesi olmayan bir federasyon çatısı altında bir araya gelmesi anlamsızdır. İki tarafın da faydasına inanmadığı bir federasyon kims­eye hayır getirmez. Nitekim, birlikte yaşama arzusu taşımayan etnik grupların bir araya gelmesiyle oluşturulan Yugoslavya komunizmin zayıflaması ile bir­likte çökmüştür. Bosna’da kurulan federasyonun da bir türlü huzura kavuşa­mamasının nedeni de eski Yugoslavya’nın etnik ayrılıklarının bugünkü Bosna’da aynen devam etmesidir. Birbirinden nefret eden insanların yanyana yaşamaya mecbur edildiği İsrail/Filistin davasında da bütün merasim ve el sıkışmalara rağmen kalıcı bir çözüme ulaşılamamaktadır. Kuzey İrlanda’dan Quebec’e, İskoçya’dan Katalonya’ya, Çekoslovakya’dan Irak’a, Hindistan’dan Çeçenistan’a pekçok etnik grubun kendi devletini kurma mücadelesinin hız kazandığı günümüzde Kıbrıs’ta Türk ve Rumları ayrı devletlerini bir yana bırakıp bir çatı altında bir araya getirmeye çalışmanın kime ne faydası olduğu meçhuldur.

Kıbrıs’ta Türk tarafı da Rum tarafı da 1950’lerden beri aslında tutarlı birer pozi­syon almışlardır. Rum tarafı adanın tamamına hakim olup uniter bir devlet yapısı içinde yaşamak istiyor. Türk tarafı ise adanın ikiye bölünmesi ve iki ayrı egemen devletin varolmasını istiyor. Türk ve Rum taraflarının bu tercihlerini dargörüşlülük, uzlaşmazlık yada şovenizm olarak nitelememek haksı­zlık olur. Zira adada uzun vadeli ve dengeli sadece iki çözüm şekli vardır, bunlar da iki tarafın ortaya atıp yıllardır savunduğu iki çözüm şeklidir. Bir­inci çözüm şeklinde KKTC ortadan kalkar, ada şimdi Rumlar tarafından temsil edilmekte olan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ tüzel kişiliği altında birleşir, Avrupa top­luluğuna üye olur. Kıbrıs Türkleri de hayatlarına Bulgaristan, Yunanistan ya da Irak Türkleri gibi azınlık statüsünde devam ederler, Türkiye Kıbrıs üzerindeki haklarının çoğundan vazgeçer. İkinci çözüm şeklinde de Kıbrıs Rum Yönetimi KKTC’nin ayrı bir devlet olduğunu kabul eder, dünyada tanınmasına engel olmaktan vazgeçer ve Avrupa Topluluğu’na katılıp katılmama kararını kendisi verir. KKTC de Türkiye ile ilişkilerinin seviyesini kendisi belirler. Kıbrıs prob­lemini sadece iki uzun vadeli çözüm yolu olduğu için bu iki noktadan başka bir noktada kurulacak ara çözümler ya bahsettiğimiz iki noktadan birine kay­acaktır yada çatışmaya yol açacaktır.

Kıbrıs sorununun çözümünde uzlaşmadan bahsetmeden önce uzlaşma kavramını çok dikkatle tanımlamak gerekir. Siyasette iki tarafın uzlaşması demek her iki tarafı da memnun etmeyen bir orta noktada buluşmak demek değildir. Asıl uzlaşma pek çok anlaşmazlık noktası bulunan bir ortamda her iki tarafında da birkaç konuda diğerinin isteklerini kabul etmesi demektir. Somut bir örnekle ifade etmek gerekirse, ‘orta nokta’ çözümü bir akşam futbol maçına gitmek isteyen bir adamla konsere gitmek isteyen eşinin stadyum ile konser salonunun arasındaki yolda dönüp dolaşmalarına benzer. Bunun yerine bir taraf diğerinin istediğini kabul etse, diğer taraf ta ertesi akşam ner­eye gidileceğine karar verse gerçekten ‘uzlaşılmış’ olur, ve çok daha sağlıklı bir çözüm ortaya çıkar.

Belki de sormamız gereken esas soru şudur: Türk tarafı yada Rum tarafı karşı tarafın istediği çözümü kabul etmek icin diğer konularda ne büyüklükte tavizler istiyor? Örneğin Kıbrıs’ta iki ayrı devleti Rumlar hangi şartlar altında kabul ederler: Karpaz Bölgesi yada Maraş geri verilse, KKTC’nin toprakları yüzde 25’e inse, ada tamamen silahsızlandırılsa, Türkiye Kardak gibi küçük bir konuda yada Ege hava sahası gibi büyük bir konuda Yunanistan’ın isteklerini kabul etse Kıbrıs’ta Rum tarafı KKTC’yi tanır mı? Yada tersi düşünülebilir: Türkiye hangi koşullar altında Kıbrıs’ta Yunan tezini kabul eder - Yunanistan Ege’de taviz verse, Rum tarafı isteyen Kıbrıs Türkleri’nin adadan ayrılması için kaynak sağlasa, ada Avrupa Topluluğuna girse, Yunanistan ile hiçbir şekilde siyasi olarak Avrupa çerçevesinden öteye geçen bir şekilde birleşmeyeceğini taahhüt etse, ada tamamen silahsızlandırılsa (ve Kıbrıs Hükümeti bu karara uymazsa otomatik cezai mueyyideler konsa) KKTC’nin uniter bir Kıbrıs Cum­huriyetine katılması Türk tarafı tarafından kabul edilebilir mi? Kanımca Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi için başlanacak nokta ‘ne pahasına olursa olsun federasyon’ değil, ‘Türk ve Rumlar karşı tarafın önerdiği çözümü kabul etmek için hangi tavizleri isterler’ sorularının cevabını bulmaktır.

Yazımızı bitirirken hem konuyu müzakere eden Türk ve Rum politikacıları, hem de Birleşmiş Milletler örgütü ve Amerikan Dışişleri Bakanlığını olaya gerçekçi ve pratik şekilde bakmaya davet ediyoruz. Kamuoyunda Kıbrıs meselesi tartışılırken Avrupa yada Amerika’nın her ortaya attığı çözümü ‘ileri görüşlü­lük’, ‘çağdaşlık’ ve ‘medeniyet’; Türk ve Rum taraflarının tercihlerini ise ‘dar görüşlülük’, ‘ırkçılık’ ve ‘şovenizm’ olarak nitelemek yanlıştır. Tam tersine, yüzyıllardır adada yaşayan Türk ve Rum halklarının tercihlerini konu üzerinde derin bilgisi olmayan fakat olaylara bin yıllık Anglo-Sakson hukuk tarihi pers­pektifinden bakanların tercihlerine üstün tutmak gerekir. Anglo-Sakson huku­kçu ve politikacıların sınır çizme yetenekleri yerel halklarınkinden yüksek olsaydı herhalde yerel halkın fikrini sormadan tamamen keyfi olarak yarat­tıkları Afrika ve Orta Doğu ülkeleri ikide bir sınır çatışmaları yüzünden kana ve ateşe boğulmazlardı.

Hem Kıbrıs Türk halkı, hem de Kıbrıs Rum halkı federasyon istemiyorsa, taraflar yirmi senedir masa başında oldukları halde uygulanabilir bir federasyon modeli üzerinde anlaşamıyorlarsa bunun çok basit bir açıklaması vardır: Federasyon çözümü yanlıştır. Yerine başka alternatifler arama zamanı gelmiş­tir. Federasyon rüyasi gören yerli ve yabancı hayalperestlere karşı kendimize güven ve gururla, göğsümüzü gere gere diyebiliriz ki: ‘Kıbrıs’ta federasyona karşıyız’.