Tuesday, June 01, 2004

Siyasette Tarihi Uzlaşma

***

Türkiye son 40 yıldır ekonomik, siyasi ve sosyal alanda arzuladığı gelişme performansını yakalayamamıştır. Bunun nedenlerinin tartışılması hem Türk siyasetinin hem de Türk fikir hayatının gündeminde 2001 krizinden beri birinci sırayı almış durumdadır.

Arzuladığımız performansı neden yakalayamadığımız sorusunun cevabını ararken bize en fazla ışık tutacak verilerden biri aynı dönemde daha başarılı performans göstermiş olan benzer ülkelerin tercihleri olacaktır. Bize benzediği halde bizden daha iyi performans göstermiş olan ülkeler hangileridir? İlk akla gelenler muhtemelen İspanya, Portekiz ve Yunanistan olacaktır.

1960’lı yılların başında Türkiye ne kişi başına milli gelir gibi nicel kriterler, ne de insan hakları, hayat kalitesi gibi nitel kriterler bakımından İspanya, Portekiz ve Yunanistan’ın fazla gerisinde değildi. 1980’lerde bile, bu üç ülke Avrupa Birliği üyesi olduğu halde aramızdaki farklar azdı. Oysa bugün, bu üç ülke dünya ekonomik gelişme sıralamasının üst sıralarına tırmanmış iken Türkiye birinci ve üçüncü dünya arasında bir yerlerde sıkışmış durumdadır.

Bütün bu ülkelerin gelişme sürecini hızlandıran temel faktör toplumsal uzlaşmalarını sağlanmış olmalarıdır. Toplumsal uzlaşma kavramını en iyi tanımlayan ifadelerden biri “değişik yönlere koşan insanları birbirlerine engel olmadan bir sistem içinde tutabilmek” olabilir. Bu çerçevede, rejim tartışmasını geride bırakmak isteyen ülkelerin atması gereken ilk adım genellikle çoğulculuk ilkesi üzerinde anlaşmaktır.

İspanya Franco rejimi sonrasında toplumsal uzlaşmayı bir hamlede yakalamayı başarmıştır. Portekiz de Salazar’dan sonra benzer bir performans göstermiştir. Yunanistan Albaylar Cuntasi’nın devrilmesinden sonraki ilk denemede ancak yarı yola gelebilmiş; uzlaşma sürecini on beş sene ağır aksak ilerledikten sonra 1990’ların başında tamamlayabilmiştir. Doğu Avrupa’nın hemen hemen bütün ülkelerinde de komünizmin yıkılmasından sonra hızlı bir şekilde (ve ciddi bir dış destek ve yönlerdirme altında) demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi ekseninde yeni bir toplumsal uzlaşmaya ulaşılmıştır.

Toplumsal uzlaşmanın ekonomik, sosyal ve siyasi gelişme üzerinde bu kadar büyük etkisi olmasının nedenlerini dikkatle irdelemekte yarar vardır. Bilimden sanata, ticaretten spora, hukuktan mühendisliğe pek çok alandaki ilerlemelerden açıkça anlaşılıyor ki insan aklı uygun fırsatlar verildiğinde gerçekten mucizeler yaratabilmektedir. Ancak insanlar akıllarını ancak sınırlı sayıda faaliyete odaklayabilirler. Bu nedenle de toplumsal uzlaşmayı yakalayamamış, hala rejim tartışması yapmakta olan ülkelerde bireylerin ekonomik gelişmeye odaklanması çok zor olmaktadır. En değerli insan kaynağını rejim tartışmalarına ayıran bir ülkenin uluslararası rekabetçi ekonomik düzen içinde arzuladığı performansı gösterememesine de şaşmamak gerekir.

Türkiye'de toplumsal uzlaşma eksiğinin hissedildiği temel alan dinin devlet düzeni ve siyasetteki yeridir. Her ülke toplumsal uzlaşmaya ulaşma arayışında öncelikle önündeki temel engele odaklanmalıdır. Bazı ülkelerde bu engel sınıflar arası dengesizliktir. Bazı ülkelerde etnik veya ırk ayrımcılığıdır. Türkiye’de ise dinin toplumdaki yeridir. Türkiye dinin toplumdaki yerinin temel kırılma noktasını oluşturduğu tek ülke değildir. İngiltere ve Fransa başta olmak üzere pek çok batı ülkesi demokrasilerinin erken dönemlerinde aynı sorunları yaşamışlardır.

Dinin toplumdaki yeri sorusu hem siyasi, hem de sosyal hayatta pek çok vesileyle karşımıza çıkmaktadır:
- Genç kızların türbanla öğrenim kurumlarına devam edip edemeyeceği tartışması
- İmam hatip liselerinin sayısı, müfredatı ve mezunlarının üniversiteye devam hakları tartışması
- Siyasi partilerin kapatılma koşulları tartışması
- Dini eğitimin kim tarafınan, nasıl ve ne koşullarda verileceği tartışması
- Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rolü ve yetkileri tartışması
- İktidardaki siyasi partinin rejim değişikliği yolunda çalışıp çalışmadığı tartışması

Aslında bütün bu tartışmaların temelinde devletin niteliği ve yetkileri konusu vardır. Laikliği bugünkü şekliyle savunan taraf (“Cumhuriyetçi” kanat olarak adlandırılabilir) Türkiye’de bazı kesimlerin rejim değişikliği çabaları olduğunu iddia etmekte ve buna karşı siyasi ve hukuki bütün araçları ile karşı çıkmaktadır. Laiklik tanımını yumuşatma arayışında olan taraf (“Müslüman Demokrat” kanat olarak adlandırılabilir) ise gitgide söylemini bireysel özgürlükler ekseninde tanımlamaya çalışmaktadır.

Türkiye’de bir yandan devlet bireysel alana müdahale ederek modern dünyada kabul edilen yetki sınırlarını aşmaktadır. Öte yandan, sivil toplumun iktidar sahipleri karşısındaki zaafı güçlü iktidarların rejim değişikliği gerçekleştirebileceği endişesine yol açmaktadır. İki sorunun da yanıtı devletin yetkilerinin sınırlanması ve birey hak ve özgürlüklerinin teminat altına alınmasından geçmektedir.

Laiklik kavramı elbette Cumhuriyet’in temel taşlarından biridir. Ancak laiklik kavramını geniş anlamında düşünmek gerekir. Laiklik sadece din ve devletin birbirinden ayrılmasından ibaret değildir. Sade vatandaşın kendi hayat şeklini belirleme hakkıdır. Türkiye’de bu konuda eksikler olduğu çok nettir. Laikliğin tanımının birey hak ve özgürlüklerini çok net şekilde kapsayacak şekilde yapılması gerekir. Sade vatandaşın kendi hayat şeklini belirleme hakkı Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçişin ana temalarından biridir. Dünya demokrasilerinin hepsinde de böyledir.

Vatandaşların kendi hayat şeklini belirleme hakkına yönelik tehditler üç ayrı kaynaktan gelebilir:
- Diğer bireyler
- Cemaatler
- Devlet
- Dış güçler

Türk demokrasisi için çıkarımlar yaparken dünya demokrasi tarihinde bu tehditlere karşı geliştirilen yaklaşımları gözden geçirmekte yarar vardır.

Bir bireyi diğer bireylerin tahakkümünden korunması bütün dünyada iki aşamada gerçekleşmiştir. Birinci aşama köleliğin yasaklanması, ikinci aşama ise sosyal adalet kavramının yerleşmesi ve devletin bu konuda rol üstlenmesidir.

Bireylerin cemaatlerin tahakkümünden kurtarılması süreci batıda laiklik kavramının ortaya çıkması ve gelişmesi ile sağlanmıştır. Ancak batı dünyasında dini cemaatler kilise tüzel kişiliği altında bulunduğu için bu konu basit bir formülle çözülmüştür. İslam dünyasında ise cemaatlerin tüzel kişiliği olmadığından, çözümün çok daha dikkatli şekilde oluşturulması gerekir.

Bireyleri devletin tahakkümünden koruma ihtiyacı önce anayasal rejim, sonra insan hakları, sonra temsili demokrasi, son olarak da katılımcı demokrasi adımları atılmıştır.

Bireyleri dış güçlerin tahakkümünden kurtarma misyonu anti-emperyalizm adı altında yüz yılı aşkın süredir gözlenmektedir. Dünyadaki bağımsızlık mücadelelerinin temeli budur.

Bireysel özgürlüklere dış güçler veya diğer bireylerden gelen tehditler konusunda bir toplumsal uzlaşma eksikliği olmadığı için bu iki konu bu yazımızın kapsamı dışındadır. Bu yazıda ele almak istediğimiz bireysel özgürlüklere cemaatlerden ve devletten gelen tehditlerdir. Türkiye’de Cumhuriyetçi kanadın temel önceliği bireysel özgürlüklere cemaatlerden gelen tehditleri bertaraf etmektir. Müslüman Demokrat kanadın ise temel önceliği bireysel özgürlüklere devletten gelen tehditleri bertaraf etmektir.

Öncelikle yapılması gereken her iki tarafın da diğer tarafın endişelerinin haklı olduğunu kabul etmesidir. Türkiye’de bireysel özgürlükler henüz batı anlamında yerleşmemiştir. Bunun nedenlerini de devletin tarihinde aramak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti yenidir, ama devlet kurumları çok eskilere dayanır. Bu topraklardaki devlet felsefesi otoriter Osmanlı İmparatorluğu ve Osmanlı’nın mirasçısı olduğu otoriter Roma, Bizans, İslam ve Fars İmparatorluklarının binlerce yıllık gelenekleri ile oluşmuştur.

Otoriter devlet geleneğine ek olarak Türkiye cemaatçi bir yapı arzetmektedir. Toplumun büyük bölünmünün ekonomik güvenlik endişesi içinde yaşadığı bir ortamda cemaatler sanayileşme ve kapitalizme geçiş sonrasında varlıklarını devam ettirmişlerdir. Cemaatler birey hak ve özgürlükleri diye bir kavrama sahip değillerdir, zira bireylerin grup için fedakarlık yapmaları esasına dayanırlar. Bu nedenle de Türkiye’de birey hak ve özgürlüklerini savunan yakın zamana karşı hep devlet olmuştur. Türkiye’de siyasetin evrimi bu bakımdan batı çizgisinden ayrılmaktadır. Türkiye’deki cemaatler ancak son birkaç yılda birey hak ve özgürlükleri temasını kullanmaya başlamışlardır.

Türkiye’de Cumhuriyetçi ve Müslüman Demokrat alternatiflerin uzlaşmaya varabilmesi ancak birey hak ve özgürlükleri temelinde olabilir. Cumhuriyetçi kanadın cemaatlere, Müslüman Demokrat kanadın ise aktif bir devlete güvenmesi çok zordur. Çözüm ancak devletin üzerinde anlaşılmış bir tanım üzerine bireysel özgürlükleri koruyacak şekilde düzenlenmesi ile yakalanabilir.

Toplumsal uzlaşma sağlanamazsa ne olur? Bu konuda tarih bize ürkütücü örnekler sunmaktadır: toplumsal uzlaşma eksikliği çeşitli ülkelerde bölünme, uzun iç savaşlar ve gelişmeye sekte vuran otoriter rejimler gibi sonuçlara yol açmıştır. Bu seçeneklerden hiçbirini Türkiye için arzu etmiyoruz.

Türkiye'de Cumhuriyet hep tehditlere karşı kendini savunma psikolojisi içinde olmuştur. Tehditlerin kapsamı ve bunlarla mücadele yolları konusunda pek çok defa toplumsal uzlaşma sağlanamamıştır. Sonuçta tehditler ortadan kaldırılmış, ancak bu süreçler çok maliyetli olmuştur. Geçmişte komünizm ve etnik bölücülük tehditleri ile karşı karşıya kalındığında bu tehditlerle mücadele uğruna demokrasiden fedakarlık yapılmış ve otoriter rejimler geçici olarak da olsa kabullenilmiştir. Aynı hataları bir daha tekrarlamak gerekmektedir. Bugünkü laiklik tartışmasında iki taraf da bölünmeye karşıdır. O halde iki taraf da açık fikirlilikle masaya oturmak zorundadır. Açık fikirlilikle masaya oturmanın ilk şartı iki tarafın da öncelikle karşı tarafın temel inançlarını değiştiremeyeceğini kabul etmesidir.

Türkiye’de bugün geniş tabanlı bir uzlaşma için ümit var mıdır? Kanaatimizce vardır. Cumhuriyetçi kanat uzlaşmaya hazırdır, zira Cumhuriyet devriminin amacı zaten cemaatlerin toplumunu yıkıp bireyler toplumunu kurmaktı. Türk toplumu seksen yılı aşkın Cumhuriyet tecrübesi sonrasında artık olgunlaşmıştır. Otoriter devlet anlayışı ile daha fazla fayda elde edilemeyeceğini Cumhuriyetçi kanadın bütük çoğunluğu kabul etmektedir.

Öte yandan Müslüman Demokrat kanat da uzlaşmaya hazırdır. Zira artık bu kanadın da kaybedecek çok şeyi vardır. Bu kesimde dünya ile entegrasyon yolunda çok mesafe katedilmiştir. Bu nedenle de Müslüman Demokrat hareketin tabanında çok ciddi bir bireysel özgürlük talebi ortaya çıkmıştır. Bu arzular şu anda devletin otoriter eğilimleri ile mücadele ihtiyacının öne çıkması nedeniyle şu anda fazla su yüzüne çıkmamaktadır. Ancak gitgide Müslüman Demokrat harekete ağırlığını koyması beklenmelidir.

Her iki kanadın içindeki sessiz çoğunluk uzlaşma istemektedir. Basit bir örnek vermek gerekirse, bir yandan türban yasağının kalkmasını arzı edenlerin nüfusa oranı yüzde 80’in üzerindedir. Öte yandan laik düzene son verilmesini arzu edenler yüzde 15’i aşmamaktadır.

Cumhuriyetçiler ile Müslüman Demokratlar arasında uzlaşma aranırken dünya tarihinden alınacak önemli bir ders vardır. Laiklik Fransız devriminden önce Amerikan devrimi ile kurulmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki laiklik uygulamasını oldukça dindar düşünürler geliştirmiştir. Bu kişiler fark etmişlerdir ki farklı inançlar ve farklı dünya görüşleri birbirlerini ikna edemezler. Bu durumda tek çözüm devletin inançlar ve dünya görüşlerinden bağımsız olarak örgütlenmesi ve toplum ile ilişkilerini gruplar yerine bireyler üzerinden kurmasıdır.

Tarihi uzlaşmanın bireysel özgürlükler çerçevesinde olması gerektiği açıktır. Ancak bireysel özgürlükler hangi ilkeler ile teminat altına alınabilir?
- Bilimsellik;
- Özgürlükçülük;
- Hukukun üstünlüğü;
- Saydamlık ve hesap verme sorumluluğu;
- Katılımcılık;
- Adalet.

Bu ilkeler çerçevesinde somut adımlar ne olabilir? Bu tasarımın üç ana sahası olacaktır. Siyasi mekanizma, hukuk sistemi ve eğitim.

Siyasi süreçler konusunda:
1. Şiddet eylemleri, diğer bireylerin haklarına tecavüz ve toplum düzenini bozan eylemlere getirilen yaptırımlar haricinde düşünce, inanç ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır
2. Partilerin üye kayıtları Yüksek Seçim Kurulu ve İl Seçim Kurulları tarafından tutulmalıdır
3. Genel ve yerel seçimler için aday belirlemede YSK denetiminde ön seçim zorunlu hale getirilmelidir
4. Şiddet eylemlerine neden olmamış ve karışmamış siyasi partilerin kapatılmalarına olanak veren kurallar kaldırılmalıdır
5. Siyasal ve sosyal hürriyetler her durumda cemaat odaklı değil birey odaklı olarak yorumlanmalıdır

Hukuk sisteminde:
1. Yargı sürecinin hızlanması için hakim ve mahkeme sayısı artırılmalıdır
2. Hukuk sisteminde Devlet lehine ve vatandaş aleyhine düzenlemeler kaldırılmalıdır
3. Bireylerin hak arama hürriyeti Anayasal konularda doğrudan aksiyon alma imkanını içerecek şekilde düzenlenmelidir
4. Anayasa’ya "devlet organları anayasa ve kanunlarla kendilerine açıkça verilmemiş hakları hiçbir şekilde kullanamaz" ibaresi konulmalıdır

Eğitim alanında:
1. Bugünkü şekliyle imam-hatip liseleri kaldırılmalıdır
2. İmam ve hatipler üniversite ilahiyat fakülteleri tarafından yetiştirilmelidir
3. Eğer imam ve hatip yetiştirilmesi için uzmanlık eğitiminin üniversite seviyesinde başlaması yeterli değil ise sadece ilahiyat fakültelerine öğrenci yetiştirmek üzere, müfredatları bu amaca yönelik olarak düzenlenmiş sınırlı sayıda imam-hatip lisesi bulunabilir
4. Eğitimin hiç bir seviyesinde din dersleri zorunlu olmamalıdır
5. Devlet okulları isteyen her öğrenciye seçmeli din dersi verebilecek kapasiteye ulaştırılmalıdır
6. Seçmeli din derslerine ek olarak seçmeli İslam kültür, tarih ve felsefesi dersleri de hazırlanmalıdır
7. Özel okulların öğrencilerine seçmeli din dersi vermeleri serbest olmalıdır
8. Hem devlet okulları, hem de özel okullar cumhuriyet, demokrasi ve insan hakları ilkelerine uygun eğitim verme konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın sıkı denetimi altında olmalıdır
9. Felsefe dersleri lise ve dengi okullarda teşvik edilmeli, edebiyat dersleri dünya fikri gelişme tarihini kapsamlı olarak ele almalıdır
10. Bütün ilköğretim okulları ve liselerdeki vatandaşlık bilgisi dersleri dünya demokrasi tarihini içerecek şekilde hazırlanmalıdır
11. Üniversitelerde türban yasağı kaldırılmalıdır
12. Kuran kursları kaldırılmalı, Kuran eğitimi orta dereceli okullardaki seçmeli din dersleri çerçevesinde ve din eğitimine ek olarak öğretmenlik eğitimi almış kişiler tarafından verilmelidir

Bu reformların bütünsel bir şekilde yapılması durumunda hem herhangi bir iktidarın rejim değişikliği yapacağı endişesi bertaraf edilmiş olur, hem de birey hak ve özgürlükleri önündeki son sınırlamalar kaldırılmış olur.

Seksen yılı aşkın Cumhuriyet tecrübesi ve altmış yıla yakın demokrasi tecrübesinin ardından Türk toplumu siyasi açıdan olgunlaşmıştır. Ekonomik serbestleşme ve küreselleşme sayesinde de Türk toplumunun dünyaya entegrasyonu konusunda önemli mesafe alınmıştır. Türk toplumu artık çoğulcu ve bireysel özgürlüklere dayalı bir sistem içinde yaşamayı arzu etmektedir. Siyasi taban Cumhuriyetçi kanat ile Müslüman Demokrat kanat arasındaki çekişmenin sonra erdirilmesi yönünde irade göstermektedir. Bu noktada toplumun kanaat önderlerine düşen rol bu uzlaşmanın çerçevesinin çizilmesi ve hayata geçirilmesidir. Toplumsal sorumluluk hisseden herkes bu konuda harekete geçmelidir.