Tuesday, February 24, 1998

Hükümetten Ne Beklemeli ve Ne İstemeli

***

1996 yılı sonunda ünlü Economist Dergisi ilginç bir çalışma yapmıştı. Muhafazakar Parti hükümetinin kendi içinde Avrupa Birliği konusunda mahalle kavgasına tutuşup, ülkedeki diğer bütün meseleleri ihmal ederek halkın sabrını taşırdığı bir anda bu dergi ‘biz yarın iktidara gelsek ne yapardık’ sorusunu sormuş ve cevaplamıştı. Kanımca Türkiye’de siyasetin tıkandığı şu günlerde böyle bir çalışma yapmak özellikle faydalı olacaktır. Hükümetler gelir geçer, hepimiz hükümetleri çeşitli yönlerden eleştiririz. Ancak hükü­metlerin yaptıkları yada yapmadıklarını eleştirirmekten çok onlardan ne bek­lediğimizi açıkça ifade etmek çok daha yararlı olacaktır.

Dilerseniz, ‘The Economist’ dergisinin bahsettiğimiz çalışmasına paralel bir beyin fırtınası yapalım:
Ben liberal, demokrat ve kapitalist görüşlü bir amatör siyaset sevdalısıyım. Bir ülkenin huzur ve barış içinde yaşayabilmesi ve ekonomik gelişmesini hızlandırabilmesi için en etkin yolun şu prensiplerden geçtiğine inanıyorum:
1. Toplum düzeninde insan hak ve hürriyetlerinin güvence altına alınması,
2. Devletin küçük fakat saydam, hızlı, etkin, sorumlu ve maddi kaynakları sağlam hale getirilmesi,
3. Ekonomik düzenin toplumcu değil bireyci insiyatifleri öne çıkarması.
Bu soyut prensiplerin hayata geçirilmesi için gerekli somut icraat hakkındaki görüşlerimi de şu şekilde özetleyebilirim:

İlk bir ayda gerçekleştirilecek icraat:
- Merkez bankasının meclise karşı sorumlu, fakat hükümetten bağımsız bir konuma getirilmesi ve fiyat istikrarını korumak ile vazifelendirilmesi
- Reform çalışmalarına hazırlık olarak Adalet, Maliye ve Milli Eğitim Bakanlıkları’na siyaset dışından uzmanlar atanması
- Devlet içindeki yolsuzluk ve suistimalleri araştıracak, hükümetten tamamen bağımsız bir denetleme mekanizması oluşturulması
- Kürtçe konuşma, basın ve yayının tamamen serbest bırakılması
- Düşünce suçlarından dolayı tutuklu bulunan, şiddet eylemlerine karışmamış kişilerin hemen serbest bırakılması
- Türbanın okullarda serbest bırakılması
- Milletvekillerinin kendi maaşlarının yükseltilmesi ile ilgili kararlarının ancak bir sonraki seçimden sonra yürürlüğe girmesi hakkında kanun çıkartıl­ması
- Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs hakkındakı görüşlerini içeren, adada iki ayrı devlet gereğini vurgulayan bir niyet bildirisi yayınlanması

İlk üç ayda gerçekleştirilecek icraat:
- Bir yıllık istikrar programı hazırlanıp yürürlüğe konması
- İnsan hakları evrensel bildirisinin anayasaya eklenmesi
- Anayasa’ya ‘devlet organları anayasa ve kanunlarla kendilerine açıkça verilmemiş hakları hiçbir şekilde kullanamaz’ ibaresi konması
- Bütün yüksek düzeydeki bürokrat ve politikacılara iki yılda bir mal beyanı mecburiyeti getirilmesi
- On sekiz yaşını doldurmuş bütün vatandaşlara vergi beyannamesi doldurma zorunluluğu getirilmesi
- Seçim kanununda değişiklik yapılarak büyük partilerin parti üye kayıtlarının Yüksek Seçim Kurulu tarafından tutulması, partilerin gerek seçim dönemi gerekse seçim dönemi dışı bütçelerinin şeffaflaştırılması, yabancı ülkelerden bağış toplamanın yasaklanması ve milletvekili adaylarının Türkiye genelinde Yüksek Seçim Kurulu nezaretinde ön seçimle belirlenmesi maddeleri eklenmesi
- Avrupa ile Gümrük Birliği’nin şartları ve Avrupa-Türkiye ilişkilerinin geleceği üzerinde müzakere açılması
- Belli bir din, dil yada etnik gruptan yada karşı cinsten müşteriye hizmet etmeyi reddeden kamu görevlileri hakkında kovuşturma açılması hakkında kanun çıkartılması
- Merkezi devletin personel sayısının uzun vadede 1 milyona indirilmesi için fizibilite çalışmasına başlanması
- Rusya ile petrol, doğalgaz ve boğazların trafiği konusunda kapsamlı müzakereler başlatılması
- Milli Eğitim Bakanlığı müfredatının tamamen baştan yazılması için uzmanlardan oluşan bir ekip kurulması
- Şiddet eylemlerine neden olmamış ve karışmamış siyasi partilerin kapatılmalarına olanak veren yasaların değiştirilmesi

İlk bir yıl sonuna kadar gerçeklestirilecek icraat:
- Suriye ile PKK, su ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi konusunda masaya oturulması
- Irak ve Birlesmiş Milletler ile Kuzey Irak’ın geleceği konusunda masaya oturulması
- Üniversitelerin özerkleştirilmesi ve tamamen hükümetten bağımsız hale getirilmesi
- Nüfus cüzdanlarının, sosyal sigortalar ve vergi numarası içerecek şekilde değiştirilmesi
- Bütün ortaokul ve liselerdeki vatandaşlık bilgisi derslerinin dünya demokrasi tarihini içerecek şekilde değiştirilmesi
- Ziraat Bankası dışındaki kamu bankalarının özelleştirilmesi
- Devletin iç borçlarının tamamen enflasyona endeksli hale getirilmesi
- Bütün KİT’ler için hisse senetleri çıkartılarak ilk aşamada sosyal sigorta kurumları ve eğitim kurumlarına dağıtılması
- Hazine arazilerinin miktarının önemli ölçüde azaltılması için fizibilite çalışması
- Belirli bir yüzde parasız yatılı öğrenci alan özel okulların vergiden muaf hale getirilmesi
- Avrupa’da uzun süreli ikamet eden Türk vatandaşlarının yasal statüsünün yeniden düzenlemesi ve bu kişilere Avrupa vatandaşlığına geçme çağrısı yapılması
- Bütün devlet dairelerindeki her türlü iş için ikametgah ilmuhaberi, askerlik belgesi ve temiz kağıdı istenmesi uygulamasına son verilmesi
- Devletin tapu ve kadastro, vergi, personel, yargı ve mevzuat konularındaki bütün kayıtlarının bilgisayarlaştırılması için büyük bir çalışma başlatılması
- Ülkemizin güney ve doğusunda otoriter yada totaliter rejimler ile idare edilen ülkelerin Türkiye’nin iç işlerine karışma çabalarına ve bölgede barış ve istikrarı tehdit eden davranışlarına karşılık vermek amacıyla bu ülkelerin vatandaşlarına yönelik Türkiye’deki demokratik cumhuriyetin meziyetlerini anlatan ve dünya felsefe tarihi içindeki özgürlükçü fikirleri tanıtan bir ‘hür ve demokrat Ortadoğu radyo ve televizyonu’ kurulması (Amerika Birleşik Devletleri’nin soğuk savaş döneminde Doğu Avrupa’ya yönelik olarak kurduğu ‘Radio Free Europe - Özgür Avrupa Radyosu’ örneğine benzer bir kurum)

İlk seçim dönemi sonuna kadar gerçekleştirilecek icraat:
- İstanbul’a uluslararası ticari ve kültürel bir metropol olma konumunun gereklerini dikkate alan şekilde özel statü verilmesi
- Belediyeler ve illerin bazı kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi konusunda serbest bırakılması bu konuda bölge bölge referandum yapılması
- İllerde seçimle gelen yönetim biçimi kurulması,illere vergi toplama ve bağımsız bütçe hazırlama yetkisi verilmesi ve eğitim, sağlık, bayındırlık gibi kamu hizmetlerinin illere bırakılması
- Ordunun profesyonelleştirilmesi
- Zorunlu askerlik hizmetin yeniden düzenlenerek eğitim, çevre, polis, savunma sanayii, modern teknoloji ve köyişleri konularını da içeren zorunlu vatani hizmete dönüştürülmesi
- Bakanlık ve milletvekilliği görevlerinin birbirinden tamamen ayrılması hakkında anayasa değişikliği
- İmam-hatip liselerinin sayılarını azaltılması ve geri kalanların dini eğitim veren normal lise olarak yeniden düzenlenmesi
- Dini eğitim veren lise müfredatına dünya demokrasi tarihi, mukayeseli din­ler gibi konular eklenmesi ve özelleştirme hazırlıklarına başlanması
- Osmanlı arşivlerinin bütünüyle Yeni Türkçe’ye çevrilmesi ve bilgisayarlara aktarılması

Kanımca kararlı bir siyasi iktidar bu adımların hepsini kısa sürede atabilir. Bu konuda şüphesi olanlar İngiltere’de geçtiğimiz yıl işbaşına gelen İşçi Partisi’nin ilk bir yıllık icraatına bakarak hızlı iş yapmaya niyet eden bir hükümetin kısa zamanda neler başarabileceğinin örneklerini görebilirler. Türk ekono­misinin şaşılası bir canlılık içinde bulunduğu, insanların bugünlerini ve yarın­larını güzelleştirmek için kaynaştığı bir ortamda halkın isteklerine köstek değil destek olan bir hükümete şiddetle ihtiyaç var. Bazılarımız bu maddelerin bazılarına katılmayabilir, ama bu tarzda kapsamlı bir program gerektiği konusunda çoğumuz aynı fikirdeyiz. Şu anda bütün Türk vatandaşlarına düşen görev siyasetçileri bu isteklerden haberdar etmek ve doğru yola koyulmaları için bıkmadan usanmadan baskı yapmaktır. İnanıyorum ki pekçok başka meselede fersah fersah yol kateden Türk milleti siyasi sahnesini de dürüst, etkin ve başarılı bir duruma getirecektir. Yeter ki her vatandaş devletine ve milletine sahip çıksın, bu konuda üzerine düşen görevleri yapsın.

Tuesday, February 03, 1998

Kamu Sektöründe Yüksek İstihdam

***

Türkiye bugün Dünya’da yüksek enflasyondan muzdarip birkaç ülkeden biri durumundadır. Yüksek enflasyonun en önemli sebebinin de yüksek bütçe açıkları olduğu artık herkes tarafından kabul edilmektedir.

Türkiye’nin gündeminde yüksek enflasyon ve bütçe açıklarından sonraki en önemli madde de kamu sektöründeki verimsizleşme ve yozlaşmadır. Devlet dairelerinde saatlerce kuyruk bekleyen vatandaşlar, ayyuka çıkan rüşvet olayları, devletin en alt kademesinden en üst kademesine kadar her yanını saran yolsuzluk söylentileri kamu sektöründeki büyük problemlere işaret etmekte­dir.
Bu büyük sorunların çözümüne nereden başlamak gerekir diye sorduğumuzda öncelikle iki gözlem yapabiliriz: 1. Türkiye’nin enflasyon sorununun çözümü yüksek bütçe açıklarının azaltılmasından geçiyor. 2. Türkiye’deki ahlaki çürümenin çözümünün yolu da devlet memurlarına medenice yaşamaları için gerekli ücreti ödemekten geçiyor.

O halde elimize kağıdı kalemi alarak hesap edelim: Türkiye’nin gayri safi milli hasılası 200 milyon dolar civarındadır. Dünya’nın çeşitli ülkelerinin 20.yüzyıl boyunca yaşadığı tecrübeler gösteriyor ki, ekonomik büyüme ve gelişmeyi sürdürebilmek için devlet sektörünün bütçe içindeki payı yüzde 25’in altında olmak zorundadır, zaten devletimizin şu anki vergi toplama potansiyeli de ancak bu kadardır. Bu durumda 50 milyar dolarlık bir devlet bütçesi varsayımından hareket edebiliriz. Yatırımlar, devlet mallarının bakım ve onarımı, savunma harcamaları, ulaştırma giderleri, sosyal sigorta harcamaları, malzeme alımları gibi kalemler çıktıktan sonra personel harcamalarına en iyimser olarak bütçenin yüzde 30’u harcanabilir. Bu demek ki merkez ve yerel idarelerdeki toplam personel harcamaları 15 milyar doları aşmamalıdır.

Bir devlet memurunun rahatça yaşayabileceği minimum hayat standardına ulaşabilmesi için bugünkü piyasa koşullarında yılda 10 bin dolar kazanması gerekir. Zaten kişi başına milli geliri 2-3 bin dolar olan bir ülkede ortalama bir ailenin kazancı budur. Ortalama bir devlet memurunun yaşam standardının ülke ortalaması ile aynı seviyede olması son derece adaletli bir sonuç olur. yıllık 15 milyon doları 10 bin dolar ücrete bölersek devletimizin yaklaşık 1.5 milyon personel istihdam edebileceği ortaya çıkar.

Hesapladığımız 1.5 milyon personel hem merkezi devleti, hem yerel idareleri, hem de KİT’leri kapsamaktadır. Ancak devletimizin yüksek istihdam gerektiren 3 çalışma alanı vardır: Silahlı kuvvetler, emniyet teşkilatı ve eğitim. Silahlı kuvvetlerimiz tamamen profesyonel hale getirilse bile ülkemizin savunması için yaklaşık 300 bin kişilik bir orduya gereksinim duyacağız. Can ve mal güvenliğimizin sağlanması için de ülke çapında en az 100 bin polise gereksinimimiz vardır. Eğitim sistemimiz de büyük ölçüde devletin sorumlu­luğu altında olduğuna göre, ilk, orta ve lise çağındaki 15 milyon öğren­cimizin 30 öğrenciye 1 öğretmen düşecek şekilde eğitilebilmesi için de 500 bin öğretmene ihtiyaç vardır. Bu durumda devletin silahlı kuvvetler, güvenlik ve eğitim dışı bütün fonksiyonları 600 bin personel tarafından yerine getir­ilmek zorundadır. Bugün bu sayı 2 milyonun üzerindedir. Türkiye çapında kesin istatistiklere hakim olmak oldukça zor olduğu için bu konuda fazla detaya girmek pek isabetli olmaz. Ancak çok basit varsayımlar üzerine old­ukça muhafazakar olarak kurduğumuz model gösteriyor ki devletimiz eğitim, savunma ve emniyet dışı alanlarda ekonomik prensiplerin izin verdiğinin en az üç dört katı kadar personel istihdam ediyor. Kanımızca Türkiye’de hem yüksek enflasyonun, hem de devlet sektoründeki verimlilik kaybı ve yozlaşmanın temel nedeni budur.

Bu noktada ilginç bir trende dikkatleri çekmek istiyoruz. cumhuriyet ilk kurulduğu yıllarda Türk devlet bürokrasisi toplam nüfusa oranla şimdikinden çok daha küçüktü. Bu yıllardaki mucizevi ilerlemeler büyük ölçüde devlet öncülüğünde gerçekleştirildiyse de bu ilerlemeleri planlayan ve uygulayan devlet personeli bugünküne oranla parmakla sayılabilecek büyüklükteydi. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri devletin istihdam ve genel ekonomi içindeki payı sürekli artarken etkinliği azalagelmiştir. Bu gelişme hem sağ hem de sol iktidar dönemlerini kapsar. Hatta liberalizmi ve özel sektör öncülüğünde büyümeyi siar edinmiş hükümetlerin işbaşında olduğu 1950-60 Demokrat Parti ve 1983-91 Anavatan Partisi dönemlerinde bile kamu iktisadi teşekküllerinin sayı ve büyüklüğünde patlama yaşanmıştır. Kanımızca, zamanında ne kadar iyi niyetle girişilmiş olursa olsun, devletin bu çapta genişlemesi günü­müzde karşı karşıya bulunduğumuz pek çok sorunun temelinde yatmaktadır.

Bu konuda Türkiye’nin geçirdiği tecrübeler Dünya’nin gelişmiş ve gelişmekte olan diğer ülkeleriyle aynı çizgidedir. Kamu sektorünün istihdam ve üretim içindeki payı bütün OECD üyesi kapitalist ülkelerde 20.yüzyıl boyunca sürekli artmış, 1950’lerde yüzde 20’lerde seyretmekteyken 1980’lerin sonunda yüzde 40’lara yükselmiştir. Yine bütün bu ülkelerde devletin hacminin genişlemesine paralel olarak verimliliği azalmıştır. Büyüyen devlet, beraber­inde yavaşlayan büyüme ve yükselen enflasyonu getirmiştir. Demokratik sistemi seçmiş ülkelerde iktidara hangi parti gelirse gelsin devletin büyüme trendine engel olunamamıştır. Liberal kapitalizmin son zamanlardaki en büyük savunucuları olan A.B.D. Başkanı Ronald Reagan ve İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’in iktidar dönemlerinde bile ülkelerinin ekonomileri içinde devletin payı her yıl istisnasız olarak artmıştır. Devletin gereğinden fazla büyümesinin Türkiye’den çok daha ileri seviyede devlet gelenek ve disiplinine sahip ülkelere bile zarar vermesi, bu trendin Türkiye üzerindeki etkilerinin gerçekten çok büyük olduğunun bir kanıtıdır.

Kanımızca Türkiye’nin bütün ekonomik sorunlarının çözümü gerçekçilikten geçmektedir. Ne kadar üzülsek ve kabul etmek istemesek te fakir bir ülkeyiz. Paramız bugünkü devlet sektörünü finanse etmeye yetmiyor. Devletimizin kendisine yüklediğimiz görevleri yerine getirebilmesi ancak yetenekli insan­lar istihdam etmesi ile mümkün olabilir. Devletimizin iyi eğitilmiş, çalışkan personel istihdam edebilmesi de ancak bu insanlara görevlerine uygun bir hayat standartını idame ettirebilecek kadar maaş ödemesine bağlıdır. Ancak ülkemizin düşük kişi başına milli gelir seviyesi devlet bütçesini sınırlamaktadır. Sınırlı devlet bütçemizin de personel harcamalarına ayırabileceği pay bel­lidir. Bu pay sınırlı olduğuna göre, ya karın tokluğuna çok sayıda insan çalıştıracak, yada iyi maaş ödeyerek az sayıda insan çalıştıracaktır. Türkiye’nin kamu sektorü yönetimi konusundaki tercihleri bu iki seçenek arasında olacaktır.

Dünyanın her yanındaki küçüklü büyüklü, az yada çok gelişmiş ülkelerin tecrübeleri açıkça göstermektedir ki bir devletin vermesi gereken hizmetleri en iyi şekilde verebilmesi de çok sayıda vasıfsız memur istihdam etmekle değil, az sayıda vasıflı memur istihdam etmekle olabilir. Bu durumda Türkiye’nin atması gereken adım çok açıktır: Ordu, polis ve eğitim dışı personel sayısını önemli şekilde azaltmak. Bu değişimin kısa zamanda gerçekleştirilmesinin çok zor olduğu ortadadır. Ama en azından bu rakamı amaç edinerek personel sayısını azaltma yolunda yavaş yavaş adım atmak gerek­lidir. Bu çaba hem bütçe açıkları ve enflasyonu azaltma yolunda, hem de dev­leti sarsan yolsuzluk skandallarına çözüm getirme yolunda atılabilecek en iyi adımdır.